Bölüm 3 / 12
3.Bölüm
Görkemli ve kasvetli çalışma odasında, masanın üzerindeki yeşil abajur odayı hafifçe aydınlatıyordu. Fatih, viski bardağını elinde hırsla çalkalayarak pencereden karanlık kasabaya bakarken, kapı sertçe ve hiç vurulmadan açıldı. İçeriye elinde kalın bir dosyayla Miran girdi. Fatih, öfkeyle arkasını dönüp bardağı masaya çarptı: — Kapıyı çalmayı öğrenemedin gitti Miran! Benim odamda ne işin var gece gece?! Miran, son derece sakin ve alaycı bir tavırla masanın önündeki deri koltuğa oturdu, elindeki dosyayı masanın üzerine bıraktı: — Çarşıdaki gösterini izledim Fatih... Yine kaba kuvvetle iş çözeceğini sandın ama bir kız çocuğuna rezil olup döndün. Üstelik şirketin kasasından izinsiz çektiğin o kaçak kredilerin taksit günü geldi. Fatih'in aniden sesi kesildi, hafifçe yutkundu ama yine de dikleşmeye çalıştı: — Sana ne ulan benim çektiğim krediden?! Şirket benim sayılır! Miran öne doğru eğildi, sesi bir buz kütlesi gibi keskinleşti: — Şirket amcanın mirası Fatih, senin değil. O kredileri kapatacak paran olmadığını ikimiz de biliyoruz. Şirketi denetime sokup seni rezil etmemi istemiyorsan... Çarşıdaki kişisel alacaklarının ve Kemerli Dükkân'ın borç senedinin temlik sözleşmesini imzalayacaksın. Borcu şirket üzerine devredeceksin, karşılığında ben de o kredi açığını kapatacağım. Fatih dişlerini öfkeyle sıkarak masadaki dosyaya baktı: — Sen benim alacağıma el koyup beni çarşıdan çekmeye çalışıyorsun! Miran, dolma kalemi Fatih'in önüne doğru itti: — Ben senin beceremediğin işi yapıp dükkânı elinden alıyorum. Ya bu senedi devredip kredini kapatırsın ya da yarın sabah yönetim kurulunda cezaevine giden yolunu açarım. Seçim senin. Fatih, soluk soluğa ve öfkeyle soluyarak kalemi kaptı, senedin devir evrakını hırsla imzaladı. Dükkân kapalıydı. İçerideki sarı gaz lambasının titrek ışığında Tahir Usta masada başı önünde sessizce otururken, Bahar yerdeki dökülen portakalları kasaya yerleştirmeyi bitirmişti. O sırada kapı açıldı ve içeriye abisi Baran girdi. Baran, öfkeyle masaya vurarak soludu: — Fatih yine dükkânı mı bastı kardeşim?! Kahvede millet bunu konuşuyor! Niye bana haber vermiyorsunuz?! Bahar abisine dönüp sert bir sesle karşılık verdi: — Sana haber versek ne yapacaksın abi?! Yine gidip Fatih'in adamlarıyla birbirinize gireceksiniz, kaşını gözünü patlatıp geleceksin?! Babamın hastalığı yetmiyor gibi bir de senin öfkenle mi uğraşalım?! Tahir Usta sesi titreyerek öksürdü, başını kaldırdı: — Bahar... Abine yüklenme kızım. Benim yüzümden bu haldesiniz. O senedi hastalığım zamanı çaresizlikten imzaladım... Baran babasının yanına çöktü, onun titreyen ellerini tuttu: — Sen kendini suçlama baba. Sen bu kasabada kimseden haksız tek kuruş yemedin. O dükkânı kimse elimizden alamaz! Gecenin derin sessizliğinde atölyede sarı bir lamba yanmaya devam ediyordu. Demir tezgahın başında, dedesinden kalan eski, işlemeli altın köstekli saati beze sarıp dikkatle incelemekteydi. Babası Korhan Usta tezgahın diğer tarafında durmuş, sessizce oğlunu izliyordu. Korhan Usta ağır ve temkinli bir sesle sordu: — O saat dedenin sana bıraktığı tek yadigardı Demir. Tahir'in borcu için o saati elden mi çıkaracaksın? Demir saati beze sarıp ceketinin cebine koyarken başını kaldırdı: — Tahir Amca senin eski dostun baba. Babamın dostu el kapısında ezilirken ben kenarda durup izleyemem. Bahar da gururundan kimseden yardım istemez. Bu saat Miran'ın elindeki senedi kapatmaya yeter. Bahar'ın haberi olmadan o borç ödenecek. Korhan Usta oğlunun omzuna elini koydu: — O kız bunu öğrendiğinde sana teşekkür etmez Demir, bilesin. Gururu kırıldı diye sana daha çok bilenir. Demir buz gibi ve kararlı bir sesle karşılık verdi: — Teşekkür için yapmıyorum baba. Tahir Amca'nın namusu bu kasabada lekelenmesin, Miran da dükkâna çöküp çarşının huzurunu bozmasın yeter. Ertesi gün sabah, çarşı yeniden uyanıyordu. Bahar dükkânın önündeki ahşap tezgahı düzeltirken, sokağın başından Miran, Sibel ve iki icra memuru belirdi. Çarşı esnafı merakla dükkânların kapılarına çıktı. Miran elindeki resmi haciz evrakını uzatarak seslendi: — Hayırlı sabahlar Bahar Hanım. Tahir Usta'nın vadesi dolan borç senedine karşılık dükkânınız için resmi icra işlemi başlatıldı. Dükkânı boşaltmanız gerekiyor. Bahar, Miran'ın uzattığı kağıda bakmadan, adamın gözlerinin içine dik dik baktı: — Bu kağıdın benim gözümde hiçbir hükmü yok Miran! Babam hasta, bu senet sahtekarlıkla imzalatıldı! Dükkânımı boşaltmıyorum, istediğin icra memurunu getir! O sırada Ahşap Atölyesi'nin kapısından çıkan Demir, ceketini giyerken ağır adımlarla tezgiha doğru yürüdü. Yüzünde tek bir mimik bile oynamadan Miran'a doğru bir adım attı: — Miran Bey... Borç senedinin alacaklısı Fatih görünüyordu. Sen hangi sıfatla icra getiriyorsun bu dükkâna? Miran ceketinin önünü ilikledi, cebinden devir evrakını çıkarıp göstererek gülümser gibi oldu: — Fatih alacağını ve bu senedi dün gece resmi temlik sözleşmesiyle şirketimize devretti Demir Efendi. Yani hukuki muhatap da alacaklı da artık benim. Var mı bir diyeceğin? Demir ve Miran sokağın ortasında göz göze geldiler. Çarşıda kimseden çıt çıkmıyordu. Bahar ise ikisinin arasındaki o gerilimi öfkeyle izliyordu…