MyStoryBölüm 2 / 7

Bölüm 2 / 7

2. Bölüm: Çaresizlik

~Afsun~ Annem, üzerime o acınası gözlerini dikmiş, bakışlarını benden bir an bile ayırmadan "Ne oldu da üstün başın çamur içinde kaldı?" diye sordu. Fakat sesinde merhametten çok, yargılayıcı bir şüphe vardı.

"Düştüm." Kısacık, altı boş bir kelimenin arkasına saklanmaya çalıştım.

İnanmayan gözlerle yüzüme bakmaya devam edince çaresizce yutkundum.

"Vallahi düştüm."

Kafasını ağır ağır aşağı yukarı salladı. Bana ne olduğuna değil, el âlemin ne diyeceğiyle ilgileniyordu.

"Kendine bir kız yoldaş edin. Akşam eve gelirken yanında olsun. Kimsenin ağzına laf verme!" diye uyardığında, itiraz edecek gücü kendimde bulamayarak usulca başımı salladım.

Ayağa kalktığında, dedikleriyle bir an kıpırdayamadım.

"Dua et de kocan insafa gelsin, gelip seni alsın. Yoksa bu gidişle bebekle zor yaşarsın!"

Başımı yavaşça önüme eğdim. Boynumdaki o görünmez ilmek biraz daha daralmıştı sanki. Gitmek istemiyordum. Nefesimi kesen, ruhumu lime lime eden o cehenneme geri dönmek istemiyordum. Başımı usulca çevirip, koltukta her şeyden habersiz uyuyan bebeğe baktım.

"Gitmesem..." dudaklarımdan zar zor dökülen bu kelime, cılız bir fısıltıydı.

"Ne dedin!?" diye dehşetle sordu annem. Gözlerimi bebekten çekip, annemin yüzüne diktim. Bütün duvarlarımı yıkarak "Anne, dayanamıyorum!" dedim.

Boğazıma oturan o dikenli yumru, kelimelerimi kanatarak beni susturdu. Annem bana doğru bir adım atıp elini omzuma koydu.

"Kızım, sen ne dediğini bilir misin? Ne demek dönmek istemezsin?"

Parmak uçlarım uyuşana dek oturduğum koltuğun kenarını sıktım. Ne desem anlamayacak ama dayanamıyordum. Yüzümdeki yaralarla ona döndüm. Yüzümdekilerini görmek istemeyen gözlerine görmesi için gözlerinin ta içine baktım.

"Hâlimi görmez misin anne? Önünde ağzımı açmasam bile... sırf ağzımı açmadığım için canımı okur!"

Annemin eli omzumdan usulca kayıp düştü. Bakışlarını kaçırıp başını önüne eğerken, odanın kapısında yankılanan o gür sesle kanım dondu.

"Adam durduk yere sana ne diye vursun?! Kocan ne derse onu yerine getireceksin!"

Babamın o sağır edici infazıyla birlikte korku bütün hücrelerimi esir aldı; başımı hızla yere eğdim. Babamın ayakları görüş açıma girdiğinde, içimdeki dehşet iyice büyüdü.

"Kocan eve geldiğinde önüne yemek koymadığın için sana vurmuş!"

Yüzüme çarptığı bu iğrenç mazeretle, karanlığa saklanmak istercesine gözlerimi sımsıkı yumdum. Dudaklarımı kanatırcasına ısırıp, içimden yükselen isyanı ve hıçkırığı boğmaya çalıştım.

"Cevap versene!" diye kükredi babam. O an, bu şiddetli gürlemeyle birlikte odanın içini bebeğin korku dolu ağlaması doldurdu. Bebek feryat ederken, babam iri elleriyle kolumdan güçle tutup beni yerimden sökerek ayağa kaldırdı. Parmakları etime gömülüyordu. Öfke saçan gözleriyle yüzüme bakıp "Bebeğin ağlar susturmazsın, evde yemek yapmazsın! Sen ne diye varsın?" diye kükrediğinde, aşağılanmanın verdiği acıyla gözümü yere indirdim. Babamın sesi yükseldikçe, bebeğin çığlıkları da ona eşlik ediyordu.

Annem telaşla atılıp bebeği kucağına aldı, onu sallayarak sakinleştirmeye çalışırken kocasının öfkesini dindirmek için korkuyla araya girdi.

"Bey, sakin ol. Ben onunla konuşur, aklını başına devşiririm."

Babam tiksinircesine yüzüme son bir kez daha bakıp kolumu savurarak bıraktı. Anneme homurdanarak birkaç kelime daha etti ve arkasında koca bir yıkım bırakarak odadan çıktı. O çıkar çıkmaz annem bana döndü.

"Kızım, sus Allah aşkına. Baban evdeyken denecek söz mü bu!?" diye telaşla fısıldarken gözü çoktan kapıya kaymıştı.

Tam o an, içeriden babamın tahammülsüz sesi yükseldi.

"Susturun şu çocuğu!"

Bu emri duyan annem, bebeği aceleyle kucağıma tutuşturup odadan çıktı. Kapıyı üzerimize kapatıp, sessizce kocasının yanına gitti.

Yapayalnızdım. Bebek ağlamaya devam ederken gözlerimi sımsıkı yumdum; kendim için akıtamadığım gözyaşlarımı içime akıtarak onu usulca sallamaya, bu ait olmadığımız evde ikimizi de susturmaya çalıştım.

◆◆◇◆◆

~Ferdane~ Kapının sesiyle başımı önümdeki tabaktan kaldırdığımda, Halis'in homurtusu da kulağıma doldu.

"Çocuğa sakın bir şey deme!" diye fısıldadım sertçe, Halis'e dönerek. "Daha geleli kaç gün oldu ki hemen buranın düzenine alışsın..." Aceleyle yerimden kalkıp kapıya yöneldim.

Ben daha kulptan tutamadan Derya kapıyı aralamıştı bile. Beyazıd, kardeşinin saçlarını şefkatle karıştırıp "Hoş geldin demek yok mu abiye?" diye takıldı.

Derya'nın yüzünde güller açtı.

"Hoş geldin abi!"

Beyazıd'ın o kara gözleri beni bulup dudaklarına hafif bir tebessüm yerleştiğinde, içimdeki o anne yüreği yumuşasa da tavrımı bozmadım. "Hiç öyle masum masum bakma bana!" diye isyan ettim. "Saat kaç oldu oğlum? Neden akşam vaktinde evinde olmuyorsun?"

"Arkadaşlarla hasret gideriyorduk anne." dedi, sesinde o tanıdık, umursamaz ama yorgun tınıyla.

"Daha yeni geldin, buradasın artık. Günlerin bol! Arkadaşlarını her zaman görürsün." diyerek sitem ettim. İtiraz etmedi, usulca uzanıp kolumu sıvazladı ve sessizce içeriye adım attı.

Derya kulağıma doğru eğilip "Anne, babamın yanına git. Abim gelince yine tartışmasınlar." diye fısıldadığında endişeyle başımı salladım.

Oturma odasına geçtiğimde Halis telefonun başındaydı. Kaşları çatık, yüzü her zamanki gibi gergindi. Kafasını hafifçe sallayarak beni yanına çağırdı ama tam ağzımı açacakken eliyle "sus" işareti yaptı. Sessizce yanına iliştim. Kiminle konuştuğunu ilk başta anlayamamıştım.

"Kadının ve bebeğinin ismini yardım alacaklar listesine not et." diye buyurduğunda meselenin yine o bitmek bilmez dernek işleri olduğunu anladım. İç çekerek masadaki yerime döndüğümde, Beyazıd da odaya girmişti.

Halis telefonu kapatıp bana döneceği sırada Beyazıd'la göz göze geldi. Aralarındaki o soğuk, sessiz savaş yine odanın havasını ağırlaştırdı. Halis oğluna tek kelime etmeden sofradaki yerine geçti ve derin düşüncelere dalmış gibi yemeğine bakmaya başladı.

Beyazıd da karşısına, masaya oturdu. "Anne, eline sağlık." demesiyle yüzüme kırık bir tebessüm yerleşti.

"Afiyet olsun oğlum." dedim usulca.

Tam yemeğime dönecektim ki Halis'in kalın sesi sessizliği böldü.

"Ferdane, bizim mahallenin yukarısında yeni doğmuş bebeğiyle yalnız kalmış, kimsesiz bir kadın var mı?" diye sordu.

Omuz silktim. "Bilmiyorum."

"Kimden bahsediyorsunuz baba?" İçeriye elindeki salata kâsesiyle giren Derya'ya döndük. Kâseyi sofranın ortasına bırakıp merakla babasına baktı.

Halis telefonda aldığı haberi özetlerken, Beyazıd'ın elindeki kaşığı usulca tabağa bıraktığını gördüm. Bakışları doğrudan babasına kilitlenmişti. Derya dayanamayıp kadının ismini sorduğunda, Halis kaşlarını çattı.

"Garip bir ismi vardı... Asun mu neydi?"

Dili isme dönmeyip etrafa aranarak bakınırken, Beyazıd'ın sesi masayı doldurdu. Elinde nereden, nasıl geldiğini anlayamadığım o kâğıt parçasını düz, ifadesiz ama buz gibi bir sesle okudu.

"Afsun KARA. Bir aylık bebeği var. Kocasından ayrı."

Halis, ismi hatırlamanın verdiği rahatlamayla kafasını sallayıp tam kâğıda uzanacaktı ki, Beyazıd kâğıdı sert bir hareketle masanın ortasına, babasının önüne bıraktı.

Halis hiçbir şey söylemeden kâğıdı aldı, gözlerini bana dikti.

"Kadıncağız bir başına olduğundan sen git de bir gör. Ne eksiği gediği varsa ona göre yardım edelim." diye emrivaki yaptığında, içimdeki o öfke dalgası kabardı. Başımı kesin bir dille iki yana salladım.

"Gidemem, işim var."

Halis kaşlarını tersçe çattı.

"Ne işin var Allah aşkına?"

İnatla gözlerine baktım.

"İşim var," dedim sadece, kestirip atarak. Oğlumuz evine, yuvasına döneli şunun şurasında iki gün olmuştu. Uzun zaman sonra ilk defa ailecek ağız tadıyla bir vakit geçireceğimize yaptığına bak! Sanki koca dernekte bir tek o vardı. Diğerleri de kendi ailesinin vaktinden, rızkından kısıp başkalarına koşsunlar da görelim!

Bu gergin sessizliğin ortasında Derya safça atıldı.

"Baba, istersen ben gidip görürüm nesi var nesi yok."

Gözlerimi kızımın üzerine dikip ona öyle ters bir bakış attım ki kelimeleri ağzına tıkadım.

"Babanın dernekte kendini heder etmesi kâfi kızım. Senin okulun var, derslerin var. Sen kendi okulunla alakadar ol!"

Derya dudaklarını aralayıp itiraz edecek gibi olduğunda, gözlerimle susmasını işaret ettim. O an masanın havası o kadar boğucu bir hâl almıştı ki nefes alamadığımı hissettim.

Tam o sırada Beyazıd "Doydum, size afiyet olsun." diyerek sandalyeyi geriye itti. Beyazıd sofradan kalkınca, Halis'in yüzüne dahi bakmadan ben de telaşla peşinden ayağa fırladım.

Kapıya vardığımda Beyazıd çoktan ayakkabılarını giymeye başlamıştı. İçime çöken o dipsiz endişeyle "Bu saatte nereye oğlum?" diye telaşla sorup uzanarak elini kavradım.

"Arkadaşlarla işimiz var." diyerek elini sıyırdı.

Gözlerine baka baka gitmemesi için yalvarsam da dinlemeyeceğini, o dik başlılığından ödün vermeyeceğini çok iyi biliyordum. Koyu renk paltosunu sırtına geçirip bana döndü.

"Anne..." dedi, sesinde altını çizdiği o soğuk gerçekle. "Ben büyüdüm. Endişe etmene gerek yok."

Tek kelime daha etmeme müsaade etmeden kapıyı açıp gecenin karanlığına karıştı. Çarpılan kapının ardında, yüreğime oturan koca bir hüzünle öylece kalakaldım...

Uygulamada reklamsız oku