Bölüm 5 / 8
AKŞAM YEMEĞİ
Musa, sedyedeki Yüzbaşıyı fark edince hemen esas duruşa geçip selam verdi. Ahmet, ters ters bakarak sordu "Hayırdır Musa, bir sorun mu var?" "Yok komutanım... Vitamin takviyesi alacaktım da, yazdırmaya geldim."
Ahmet ters bir sesle ekledi "O zaman işini çabuk hallet ve revirden çık." Ahmet’in bu otoriter tavrına karşı hemen araya girdim "Siz mi doktorsunuz, ben mi Yüzbaşım? Siz karışmayın lütfen. Hastalarımın ne zaman girip ne zaman çıkacağını ben gayet iyi biliyorum."
Ahmet bu lafın üzerine iyice bozuldu. "Burası benim karakolum, komuta bende doktor hanım!" Geri adım atmadan gözlerimi Yüzbaşıya diktim "Burası sizin karakolunuz olabilir ama siz benim komutanım değilsiniz."
Pansumanı biten Ahmet, sinirle sedyeden inip odadan dışarı çıktı. Musa ise karşıma geçip gülümsedi "Çok teşekkür ederim Zerda ama gerek yoktu, ben kendimi savunabilirdim."
Ahmet gittikten sonra Musa'nın konuşmasına imalı bir karşılık verdim "O zaman komutanınız buradayken yapsaydınız bunu Musa Bey."
Musa sinsice gülümsedi, konuyu hemen değiştirmek istiyordu "Bugün arkadaşlarla Erzurum merkeze yemeğe gideceğiz . Sen de gelmek ister misin?"
Musa'nın niyetini farkındayım . "Teşekkür ederim ama benim bugün planlarım var," diyerek teklifi nazikçe reddettim.
*** Dışarı çıkan Ahmet ise bahçede yürürken kendi kendine homurdanıyordu "Doktora bak hele... Karakolun kahyası kesildi başımıza. Herkesin ağzından laf alıyor. Sanki Musa’nın ona nasıl baktığını anlamıyor... Doktor ya çok saf ya da bilerek anlamamazlıktan geliyor. Neyse ne canım... Bana neyse! Kimle ne halt yiyorsa yesin!"
Sinirlenerek revir binasından uzaklaştı ama içindeki o tarifsiz kıskançlık ateşi ruhunu kavurmaya devam ediyordu.
timinin yanına gidip oturdu. On beş gün daha karakolda boş boş oturma fikri onu deli ediyordu. O, sürekli antrenman yapan, dağlara çıkan, operasyondan operasyona koşan bir askerdi. Şimdi ise sakatlığı yüzünden yeni görevlere diğer timler gönderiliyordu.
Askerleri onun bu sıkılmış halini görerek yanına yaklaştılar. komutanlarından çekinselerde onu çok seviyorlar.
"Komutanım, hafta sonu geldi zaten. Bugün hep beraber Erzurum merkeze yemeğe gidelim mi?" diye teklif etti Mehmet. Ahmet ters ters baktı "Oğlum bu kırık bacakla nereye geleceğim ben? Oturun oturduğunuz yerde." Hasan hemen araya girdi "sen de sanki bacağın kopmuş gibi davranıyorsun. Neresi kırık? Hafif bir çatlak işte. Hadi gidelim komutanım." Ali hevesle öne atılıp Zerda'yı da çağıralım. özür mahiyetinde olur" dedi. "neyin özrünü dileyeceğiz kadın hepimizi enayi yerine koydu" dedi Ahmet sinirle
"komutanım ayıp ettik, kızda haklı olarak kendince hesabını sordu. hakkettik bizde " diyen Ömer'di. her ne kadar özür dilemek istese de utanıp dile getirememişti. bu yemek onlar için bulunmaz bir fırsattı Ahmet en sonunda baskılara dayanamayıp kabul etti. O sırada Ali ise çoktan revirin yolunu tutmuş, Zerda’nın masasının köşesine oturmuştu bile. "Doktorcuğum, ne yapıyorsun?" Zerda, başını dosyalardan kaldırıp gülümsedi "Raporları düzenliyorum Ali." "Bugün bizim ekiple yemeğe gideceğiz. özür mahiyetinde seni yemeğe götürmek istiyoruz tabi kabul edersen" Zerda şaşırdı. "Bugün herkeste bir yemek merakı var... Herkes yemeğe çıkmak istiyor." "Neden? Seni başka kim yemeğe çağırdı ki?" dedi Ali şüpheyle "Boş ver Ali," diyerek konuyu kapattı ve teklifi kabul etti. En azından biraz hava almak ona da iyi gelecekti.
Akşam saatlerinde tüm ekip Erzurum merkeze geldi. Zerda, şehirde yeni olduğu için güzel bir cağ kebabı mekanı araştırmak istemişti ama timin rotası zaten yıllardır belliydi. Mehmet, "Her zaman gittiğimiz yere gideceğiz doktorum. Cağ kebabı çok güzeldir, gidince görürsün," dedi.
Birlikte, Erzurum sokaklarındaki o meşhur mekâna doğru yürüdüler. 'Eminin yeri' İçeri girdiklerinde mekanın sahibi Emin Usta onları büyük bir neşeyle karşıladı "Ooo komutanım, hoş geldiniz! Sizi ne zamandır buralarda görmüyorduk."
Ahmet, "Bir görevdeydik Emin Usta, yeni geldik sayılır," dedi. "Geçmiş olsun komutanım. Hayırdır, bacağınıza ne oldu?" "Küçük bir kaza," diyerek geçiştirdi Ahmet.
Emin Usta, masadaki Zerda’yı fark edince şaşırdı. Karakoldaki askerlerin yanında pek kadın görmeye alışık değildi. "hanım kızımız , yeni ekip arkadaşınız mı?" diye sordu.
"Hayır, doktorumuz." diye açıkladı Ahmet "Anladım, baş tacı," diyerek Emin Usta cağları kesmek üzere ocağın başına geçti.
Zerda, daha önce babasıyla geldğinde cağ kebabı yemişti ama ilk defa açık bir ocak önünde odun ateşinde pişmiş o yöresel tadı tadacaktı. Önüne gelen sıcak şişleri yerken gözleri parladı. Yemeği gerçekten çok beğenmişti.
Ahmet, masanın diğer ucundan çaktırmadan Zerda’yı süzüyor, onun o çocuksu neşesini izliyordu. Zerda da aynı şekilde Ahmet’i süzüyor ama asla açık vermiyordu.
Tim üyeleriyle birlikte kahkahalar eşliğinde, çok keyifli bir sohbetin içinde buldular kendilerini.
Ancak bu neşeli hava, masaya doğru yaklaşan bir gölgeyle bir anda dağıldı. Uzun boylu, ince bacaklı, sarışın ve oldukça güzel bir kadın masaya doğru adımladı. Doğrudan Ahmet’e bakarak, "Ooo komutanım, nasılsınız? Ne zamandır sizi buralarda görmüyordum," dedi yapay bir neşeyle.
Gelen kadın Ayşe’ydi. Ayşe’nin abisi de bir askerdi ve onun görev yaptığı dönemlerde karakola gidip gelirken Ahmet’i görmüş, o günden beri adeta takıntılı bir şekilde ona aşık olmuştu. Ahmet ona hiçbir zaman yüz vermemiş, araya hep mesafe koymuştu ama abisinin hatırından dolayı kalbini de kırmak istemiyordu. Ayşe güzel bir kadındı ama nerede ne konuşacağını bilmeyen, patavatsız ve sınır tanımaz bir yapısı vardı.
Ahmet, masaya yaklaşan kadına mesafeli bir selam verdi "Merhaba Ayşe. İyiyim, sen nasılsın? Uzun zamandır görevdeydik, buralarda değildik."
Ayşe, Ahmet'in bu soğuk tavrına aldırmadan arsızca öne atıldı ve Ahmet’in boynuna sarıldı. adam bir anda ne yapacağını şaşırarak gerildi.
"Ya seni çok özledim Ahmet! Ne zamandır görmüyorum seni, hiç gelmiyorsun artık bu taraflara," diyerek Ahmet’in yanındaki sandalyeye izin almadan oturdu.
Ahmet, üzerindeki o rahatsız bakışları hissederek boğazını temizledi "Ben askerim Ayşe. İstediğim zaman istediğim yere gidemem."
Zerda, masanın diğer ucundan sessizce bu sahneyi izliyordu. Genç kadının gözleri Ayşe’nin uzun boyuna, sarı saçlarına ve zarafetine kaydı. Çocukluğundan kalma güvensizlik hissi bir zehir gibi damarlarına yayıldı.
“Ahmet, uzun boylu kadınlardan hoşlanır zaten,” diye geçirdi içinden. “Bana bakar mı hiç? O kadın çok güzel, uzun boylu ve sarışın... Ahmet beni çocukken de hep çirkin, bulmuştu.”
İçini yakan o amansız kıskançlık dalgası genç kadını ele geçirirken, yüzündeki maskeyi bozmamak için tabağına bakmaya devam etti.
Ali, masadaki bu gergin havayı dağıtmak ister gibi araya girdi "Ooo Ayşe Hanım, bize selam yok mu?" Ayşe başını sallayıp "Aaa Ali, merhaba. Ama burada yakışıklı komutanınız varken kusura bakmayın, gözüm başkasını görmüyor," diyerek patavatsızca güldü.
Mehmet bu lafın üzerine bıyık altından gülerken, Hasan durumun ciddiyetini anlayıp Ayşe’yi uyardı "Ayşe, tamam... Biliyorsun Ahmet bu tür konuşmalardan pek hoşlanmaz." "Neden öyle söylüyorsun Hasan? Bence hoşlanır," diyerek cilveli bir kahkaha attı Ayşe.
Hasan, Zerda’nın gözlerindeki, fırtınalı bakışları görünce daha fazla üstelemeyip sessiz kalmayı tercih etti.
Ayşe masadakilerle sohbet etmeye devam ederken bakışlarını Zerda’ya çevirdi. Onu baştan aşağı süzdü. Karşısındaki kadının duru güzelliği, ela gözleri ve asil duruşu Ayşe’nin içinde kıskançlık kıvılcımı çaktırdı.
"Sizinle tanışmadık. Siz kimsiniz?" diye sordu soğuk bir sesle. Zerda, sesindeki mesafeyi koruyarak yanıt verdi "Ben yeni doktorum. Yeni atandım." Ayşe, genç doktorun Ahmet’e yakın olup olmadığını ölçmek ister gibi "timdekilerle yakınsın galiba onlarla yemeğe geldiğine göre ?"
"yeni yeni tanışıyoruz, içlerinden sadece Ali için arkadaşım diyebilirim." Ali de hemen onayladı "O benim doktor civanım. Kısa zamanda çok iyi arkadaş olduk biz."
Ahmet ise masanın başından, ikilinin bu açıklama yapma çabasını sessizce, imalı bakışlarla izliyordu.
Yemeğin sonunda masadan kalkıldı ve karakola geri dönüldü. Zerda, karakola adım atar atmaz kimseyle konuşmadan doğrudan evine gidip kapıyı arkasından kapatıp kilitlediğinde nefes nefeseydi.. içinden keşke yemeğe hiç gitmeseydim diye geçirip sürekli yakınmıştı.
Ayşe çok güzel, çok uzun boylu bir kadındı. Ahmet’in o sarılma anında hiçbir şey dememesi, sessiz kalması Zerda’nın canını çok yakmıştı. “Acaba aralarında gerçekten bir şey mi vardı? Zaten o tam Ahmet’in isteyeceği gibi bir kadın... Ben kimim ki bana baksın?” diye düşündü genç kadın.
Kendi kendine duyduğu o güvensizlik içindeki intikam hırsını daha da harladı. O çocukluk yarasının acısı hala taze, hala çok sıcaktı.