MyStoryBölüm 5 / 43

Bölüm 5 / 43

Devran 5

DEVRAN

Saat on biri geçiyordu. Konak çoktan sessizliğe gömülmüştü. Avludaki nar ağacının gölgesi, ay ışığıyla pencereme vuruyordu. Ben yatağın kenarında, sandalyemde oturuyordum. Kendimi yatağa geçirmek için kollarımdan güç almanın zamanı çoktan gelmişti. Ama bunu onun gözünün önünde yapmayacaktım.

O hâlâ eşikteydi. Sırtını pervaza yaslamış, dizlerini göğsüne çekmişti. Başındaki yazmayı çıkarmış, avucunda tutuyordu. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Koridorun lambası yüzünün yarısını aydınlatıyordu.

“Kalk git,” dedim. “Aşağıda boş oda çok.”

“Bana kimse bir oda göstermedi.”

“O zaman kendin bul.”

“Bu evin hangi kapısını açacağımı bilmiyorum. Bir kapıyı açsam hırsız derler. Açmasam burada otururum.”

Sesi sakin çıkıyordu. Bu sakinlik beni öfkelendiriyordu. Ağlamasını bekliyordum. Yalvarmasını, beddua etmesini, hatta bana bağırmasını bekliyordum. Bunlardan hiçbirini yapmıyordu.

“Soyadımı taşıyorsun diye bu kapıdan içeri girebileceğini sanma,” dedim.

“Senin soyadını ben istemedim Devran Karahan.”

“Ben de seni istemedim.”

“Bunu biliyorum. Az önce söyledin. İkinci kez söylemene gerek yok.”

Bir süre ikimiz de konuşmadık. Uzaktan bir köpek havladı. Sonra Mor Barsavmo'nun çanı tek bir kez çaldı. Bu çanı çocukluğumdan beri duyardım. Gece yarısını haber verirdi.

“Sana bir şey sorabilir miyim?” dedi.

“Hayır.”

“Yine de soracağım. Acıkıyor musun? Akşam yemeğine inmedin.”

Bu soru beni hazırlıksız yakaladı. İki yıldır bu evde kimse bana acıkıp acıkmadığımı sormuyordu. Tepsi gelir, tepsi giderdi. Yemek yesem de yemesem de kimse fark etmezdi.

“Benim karnımı düşünmek sana kalmadı,” dedim.

“Kime kaldı peki?”

Cevap vermedim. Verecek bir cevabım yoktu.

Merdivenden ayak sesleri geldi. Annem çıkıyordu. Onu adımlarından tanırdım. Sol dizinde romatizma vardı, her basamakta biraz durur, sonra devam ederdi. Arkasından da Xece Ana'nın terlik sesleri geliyordu.

Annem koridora vardığında Rozerin'i yerde görünce durdu. Yüzünde önce şaşkınlık belirdi. Sonra o şaşkınlık, tanıdığım bir soğukluğa dönüştü.

“Bu ne hâl?” dedi. “Gelin koridorda mı yatacak? Hizmetçiler görse ne der? Komşular duysa ne der?”

Rozerin ayağa kalktı. Yazmasını hızla başına örttü. Annemin yüzüne bakmadı, başını öne eğdi.

“Ayakta durma, içeri gir,” dedi annem ona. Ama sesinde hiç sıcaklık yoktu. “Kapının önünde oturup bizi rezil etme.”

“Girmeyecek anne,” dedim.

Annem bana döndü. Bakışlarımız karşılaştı. İki yıldır annemin gözlerinde gördüğüm şey hep aynıydı. O bakışta bir yas vardı. Sanki oğlunun mezarına bakıyordu.

“Devran, bu kız bu gece senin nikâhlın oldu.”

“Bu odada ona yer yok.”

Sözümü tek tek, kelime kelime söyledim. Annem bir süre bana baktı. Sonra Rozerin'e baktı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıvrım oluştu. Bu bir gülümseme değildi. Bir intikamın tadını alan bir kadının yüz ifadesiydi.

“Pekala,” dedi annem. “Oğlum istemiyorsa ben zorlamam. Kimse de zorlamasın. Xece, şu yandaki dikimhaneyi aç. Yatağı orada kalsın.”

Xece Ana bir şey diyecek gibi oldu. Sonra vazgeçti. Rozerin'in valizini yerden aldı.

“Orayı yıllardır kimse kullanmıyor Hatice Hanım,” dedi yine de. “Soba yok, rutubet var.”

“Eylül bu, Xece. Kimse donmaz.”

Annem son bir kez Rozerin'e döndü. Onu baştan aşağı süzdü.

“Senin abin benim kızımı gecenin bir yarısı kaçırdı,” dedi. “Kızımın nerede yattığını bilmiyorum. Sen de bu evde nerede yatacağına karar veremezsin.”

Rozerin bu kez başını kaldırdı.

“Haklısınız Hatice Hanım,” dedi. “Ceylan'ın yeri boş, ben de onun yerine geldim. Ama ben Ceylan'ı kaçırmadım. Ben sadece bedelini ödüyorum.”

Annem cevap vermedi. Arkasını dönüp merdivenlere yürüdü. Rozerin, Xece Ana'nın peşinden koridorun sonundaki kapıya gitti. Gitmeden önce bir an durdu. Bana bakmadı. Ama söylediği sözü duymam için sesini yeterince yükseltti.

“Kapını kapatmayı unutma Devran Karahan. Yoksa bu evdeki rüzgâr içeri dolar.”

Kapıyı kapattım. Sonra kollarımdan güç alarak kendimi yatağa geçirdim. Bunu her gece yapardım. Ama o gece ellerim titredi. Bir kere kaydım. Dirseğimi komodine çarptım. Sesini çıkarmamak için dişlerimi sıktım.

Duvarın öbür tarafında dikimhane vardı. Annemin gençliğinde çeyiz diktirdiği, çocukluğumda saklambaç oynadığımız odaydı. Şimdi o odada benim karım yatıyordu. Aramızda iki karışlık bir taş duvar vardı.

Duvarın öbür tarafından bir süre ses gelmedi. Sonra bir yatağın gıcırtısını duydum. Sonra hiçbir şey duymadım. Ağlamasını bekledim. Ağlamadı.

Aslında belki de ağlıyordu. Sadece benim gibi ses çıkarmadan ağlamayı biliyordu.

Uygulamada reklamsız oku