Bölüm 2 / 30
BENİ SENDEN ÖNCE TANIYORDUN
Bir insan, kendi adını unutabilir miydi?
O gece öğrendiklerimden sonra bunun mümkün olduğuna inanmaya başladım.
Elimdeki mektubu yeniden okudum. Her kelime aynıydı. Her harf aynı el yazısıyla yazılmıştı. Ama ne kadar bakarsam bakayım, son satırdaki ismi anlamlandıramıyordum.
Çünkü o isim bana aitti.
Yalnızca ben, hayatım boyunca başka bir isimle yaşamıştım.
Neva.
Bana doğduğumdan beri böyle seslenilmişti. Kimliğimde bu isim yazıyordu. Okul kayıtlarımda, diplomamda, bütün hayatımda…
Peki, Karan neden başka bir isim biliyordu?
Telefonumu elime aldım. Saat gece 02.17'ydi. Annemi aramak istedim ama parmağım arama tuşuna basamadı.
Çünkü birden çocukluğumdan bir anı hatırladım.
Yedi yaşındaydım. Annemin yatak odasında saklambaç oynarken kilitli bir çekmece bulmuştum. Çekmecenin içinde eski bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta annem, tanımadığım bir kadınla birlikte duruyordu.
Arkasına kurşun kalemle bir tarih yazılmıştı.
12 Ekim 1998.
Fotoğrafı anneme gösterdiğimde elimden almış, bir daha o çekmeceyi açmamamı söylemişti.
O gün ilk kez annemin bana kızmasından korkmuştum.
Şimdi ise ilk kez neden korktuğunu merak ediyordum.
Sabah olur olmaz annemin evine gittim.
Kapıyı açtığında yüzündeki ifade değişmedi. Sanki geleceğimi biliyordu.
“Ne oldu?” diye sordu.
Cevap vermeden çantamdan mektubu çıkardım.
“Bunu tanıyor musun?”
Annemin bakışları zarfa indi.
Bir saniye.
Belki daha az.
Ama gördüm.
Yüzündeki o küçücük değişimi gördüm.
Sonra başını kaldırdı.
“Kim verdi bunu sana?”
“Kimse vermedi. Buldum.”
“Nerede?”
“Eski evde.”
Annem mektubu elimden almak istedi. Geri çekildim.
“Önce bana cevap ver.”
“Neva, bazı şeyleri kurcalamaman gerekiyor.”
İçimde bir şey koptu.
“Benim hakkımda yazılmış bir mektup buluyorum. İçinde benim bile bilmediğim bir isim var. Sen de bana kurcalamamam gerektiğini söylüyorsun. Ne bilmemi istemiyorsun?”
Annem sustu.
O sessizlik, verebileceği bütün cevaplardan daha korkutucuydu.
“Anne,” dedim, sesim titreyerek. “Benim gerçek adım ne?”
Yüzündeki ifade değişti.
Bu kez saklayamadı.
Gözleri doldu ama ağlamadı. Yalnızca arkasını dönüp salona yürüdü. Ben de peşinden gittim.
Yıllardır bana ait olan evde ilk kez yabancı gibi hissediyordum.
“Bunu sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum,” dedi.
“Denemeye ne dersin?”
Annem gözlerini kapattı.
Sonra tek bir cümle söyledi.
“Çünkü senin doğduğun gün, başka bir kız çocuğu öldü.”
Dünya durdu.
Ne söylediğini anlamıştım.
Ama anlamak istemiyordum.
“Ne demek bu?”
Annem cevap vermedi.
Çantamdan mektubu çıkardım ve masaya bıraktım.
“Bu mektup benden beş yıl önce yazılmış. Karan'ın imzası var. Bana anlatılan hiçbir şeye inanmamamı söylüyor. Sen de bana başka bir kız çocuğunun öldüğünü söylüyorsun.”
Sesim artık bana ait değilmiş gibi çıkıyordu.
“Ben kimim?”
Annem dudaklarını araladı ama tek kelime edemedi.
Tam o sırada kapı çaldı.
İkimiz de sustuk.
Annemin yüzündeki korkuyu gördüğümde, kapının ardındaki kişinin sıradan bir ziyaretçi olmadığını anladım.
Kapıyı açmaya gitmesini bekledim.
Ama annem yerinden kıpırdamadı.
Kapı ikinci kez çaldı.
Sonra telefonuma bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
“Annenin sana anlatmasına izin verme.”
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Titreyen parmaklarımla açtım.
Fotoğrafta annem, genç bir adamın yanında duruyordu. Adamın yüzü kameraya dönüktü.
Karan'dı.
Ama fotoğrafın çekildiği tarih beni asıl sarsan şey oldu.
12 Ekim 1998.
Mektubun yazıldığı gün.
Fotoğrafın arkasına iliştirilmiş bir not vardı:
“Bizi ayırdıklarını sanıyorlar. Oysa her şey daha yeni başladı.”
Kapı üçüncü kez çaldı.
Bu kez annem bana baktı.
Dudaklarından dökülen fısıltıyı hayatım boyunca unutmayacaktım.
“Neva… Ne olur, kapıyı açma.”
Çünkü kapının ardındaki kişi, beş yıldır öldüğüne inandığım adamdı.