MyStoryMyStory
KAĞITTAN RÜYA - KORUMA
İnteraktif

KAĞITTAN RÜYA - KORUMA

Fantastik Romance

22 okunma13 bölüm · ~3 saat🔥 Ateşli

BAZI KİTAPLAR YAZILMAZ… AÇILIR VE İÇİNDEN GERİ KAPANMAYAN ŞEYLER ÇIKAR.

KAĞITTAN RÜYA – KORUMA, SIRADAN BİR KİTAP DEĞİLDİR. O, OKUNMAK İÇİN DEĞİL, AÇILMAK İÇİN BEKLER. SENA VE EKİBİ, ANADOLU’NUN UNUTULMUŞ EFSANELERİNİN ASLINDA ASLA SESSİZ KALMADIĞINI ÖĞRENİR. TAŞ ÇEMBERİN DERİNLİĞİNDE BAŞLAYAN ÇAĞRI, SADECE YİRMİ PADİŞAHI DEĞİL… YÜZLERCE VARLIĞI YENİDEN HAREKETE GEÇİRİR. YER ALTINDA UNUTULAN İSİMLER, DAĞLARDA FISILDAYAN GÖLGELER, KÖYLERDE ADI SÖYLENMEYEN YARATIKLAR TEK TEK UYANIR. AMA BU BİR AV DEĞİLDİR. BU BİR DENGEDİR. ÇÜNKÜ HER EFSANE YOK OLMAZ… SADECE BEKLER. VE KAĞITTAN RÜYA AÇILDIĞINDA, ARTIK HİÇBİR HİKÂYE TEK BAŞINA KALMAZ.

KAĞITTAN RÜYA, KORUMA, TÜRK KORKU HİKAYESİ, ANADOLU EFSANELERİ, CİN HİKAYELERİ, CİN PADİŞAHLARI, DOĞAÜSTÜ GERİLİM, KORKU KURGU, MİTOLOJİK YARATIKLAR, KARANLIK FANTASTİK, MİSTİK HİKAYE, YOUTUBE HİKAYE SERİSİ, WEB NOVEL, PARANORMAL OLAYLAR, SÜPERNATÜREL KORKU, EFSANESEL VARLIKLAR, TAŞ ÇEMBER, TÜRK MİTOLOJİSİ, KÖY KORKUSU, KARANLIK FİKSİYON

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 13 bölüm

1. Bölüm

☘️1. BÖLÜM -AÇILACAK BOYUTSAL KAPININ ÇITIRTILARI DUYULUYOR ☘️ (5 BÖLÜM 1 ARADA)

☘️1.BÖLÜM☘️ ☘️ GİRİŞ ☘️

Bana kendinden bahset dedi spiker,

Gülümsedim , "Ben dedim."

Duraksadım sonra. Kimdim ben gerçekten! Acıdan ve kaybedişten başka neydim ben!

İstekli bakışlarla beni izleyen kadın gülümseyerek sorusunu tekrar etti.

" Sena Yavuzer kimdir? Bunca güzel kitabı nasıl kaleme aldı? Bunun sırrı nedir? Bize kendinden bahset! Hikayenden bahset."

Sesi öylesine heyecanlıydı ki benden duyacaklarının umuduyla titriyordu. Belki de reyting rekorları kıracaktı bu söyleşimizle. Benden gelecek kritik bir cevap, kimsenin bilmediği bir gerçek onun hayatının hikayesi olacaktı.

Gerçekten kimdi Sena?

Birkaç saniye kadar düşündüm, aklımı sorguladım. Orada yoktum belki de hiç olmamıştım. Kalbimi araladım sonra ve kendimi orada aradım. Kimdim ben gerçekten? Bir baktım ki aradıklarım tam da oradaydı. Dramatik, korkunç, komik, inanılmaz.

Saniyeler sonra döndüm kadına, küçük bir tebessüm ederek duymak istediklerini söylemeye başladım.

"Bir unuttur yaşamak denir bilirsiniz. Bende bin umut oldu kaybedişlerden yazılan satırlar. Hepsi kâğıttan rüyalarımın yazıldığı kırık dökük satırlardı. Umutlar ömrüm boyunca benden bir türlü gitmedi, bende onları kovalayıp yazmaktan. Belki de hayatımın tamamı buydu. Ben bu kadardım. Ama yazdıklarım hiç var olmadığım kadar büyük oldu. Kendimi birden hiç bilmediğim gerçekliğin içinde buldum. Anlatsam ne siz inanırsınız ne de aklı başında olan diğerleri. Yaşadıklarım tüm algıları kapatıp gerçek sanılan hikayeleri silerek yeni baştan yazdı. "

Bu sözlerimden sonra sustum. Diğerleri de sustu. Konuşacak tek şey vardı artık. Gerçekliğime dönüp bana biçilen kahraman kostümümü giyerek dostlarımla birlikte doğru bilinen yanlışları düzeltmek.

☘️☘️☘️

☘️2.BÖLÜM☘️ ANA KARAKTER ANALİZİ

☘️ NOKTALAR ZORDUR, SATIR BAŞLARI DAHA DA ZOR...☘️

Boşanmanın yıkıcılığı karşısında uyanmakta zorlanan Sena, gözlerini tırmalayan güneşe daha fazla karşı koymamış buram buram kasvet kokan yeni bir güne daha uyanmıştı. Sürüklenerek çıktığı yatağından kalkıp, odanın oldukça yüksek tavanından sarkan sadelik abidesi perdelerini araladı. Güneş sanki ona inat bugün daha da çok mutluydu. Öyle ki bir anda bütün odayı aydınlatmıştı.

Güneşe sinirlenen Sena homurdanarak komodinin üzerindeki sürahiden bir bardak su alarak soluksuzca içmişti. Öfkelendiği zaman bunu hep yapardı.

"Öfkeye su iyi gelir. İç ve kendini serinlet." derdi.

Bu söz ona aitti ve onun hayat felsefesi gibiydi. Başkası için komik olan bu söz onu nice kavgadan döndürmüş, öfke kontrolünde onun destekçisi olmuştu.

Suyu içtikten sonra güneşe kızarak gerilmiş olan kasları gevşemeye başlamıştı. Gerinerek kollarını başının üzerine kaldırarak esneme hareketleri yapmaya başladı. Kendince bu hareketlerle bedenini uyandırıyordu. Çünkü o yataktan kalktığında kolay kolay uyanamazdı. Eğer esneme hareketlerini yapmazsa evdeki ilk çıkıntıya ya da kapı eşiklerine ayak parmaklarını vurur kendini yaralardı.

Esneme hareketleri bitince sıra yüzünü uyandırmaya gelmişti. Yatak odasındaki banyoya girerek musluğu açtı. Şıklığıyla ışıltılar saçan musluğundan avuçlarına doldurduğu soğuk suyla yüzünü güzelce yıkadı. Hemen önünde duran kâğıt havlu rulosundan kopardığı büyükçe bir tomar ile yüzünü kurulamaya başladı.

Yüzünü kurularken karşısında duran İngiltere'den getirttiği aynadan şişmiş yüzüne bakıyordu. Baktığı kişi o olamazdı. Gördüğü bu kadını tanımıyordu. Kimliksiz, çökmüş, kaybetmiş bir kadın. Sena bu değildi, olamazdı.

Aylar önce yaşadığı, onu iliklerine kadar tüketen evliliği geldi aklına. Sonunda bitirmeye karar verdiği bu saçma sapan evlilik yüzünden yorgun bir savaşçıya dönmüştü. Bir enkazın altında kalmıştı, yaşadığı depremin şiddetini ölçecek bir Richter (rihter) ölçeği de yoktu. Ömrüne mengene gibi yapışan asalak bir adamı evinden ve hayatından tamamen kovmuş, ona ait ne varsa onunla kapı dışarı etmişti. Tabi bunlar çok zor ve sancılı bir şekilde olmuştu. O, acının kendinde kimlik bulduğu biriydi

Şimdi uyanmakta zorlandığı bu yatakta ve evinin diğer yerlerinde eski eşine dair hiçbir iz yoktu. Ardında bıraktığı acı dolu derin kalp kırıklarını saymazsak.

Şimdi yaşadıkları nedeniyle kendine kızıyordu. Böylesi bir asalağı nasıl olmuş da sevmiş, hayatının merkezine koymuştu. Kendine böylesi bir kazığı nasıl atmış ve kendiyle nasıl bu kadar ayrı düşmüştü. Neredeyse o adam yüzünden kimliğini kaybetmiş, kaybolmuştu.

Sonra arkadaşının söylediği bir sözü hatırladı ve istemsizce güldü.

"İnsanın kendine yaptığını bir köy toplansa yapamaz."

Dostunun bilgece söylediği bu söz çok doğruydu. Bunu asla unutmayacak kulağına küpe yapacaktı.

Kendine aylarca zulmeden bu evlilikte yaşadıklarının ağırlığıyla vücudu isyan ederek tepeden tırnağa şişmişti. Psikoloğunun dediğine göre bu depresyonun en uç noktasıydı. Yaptığı aptalca bir hata neredeyse hayatına mal oluyordu. Allah'tan son dakika aklı başına gelmiş, hayatına soktuğu o yılandan daha fazla zehirlenmeden kurtulmuştu.

Şimdi adını dahi anmak istemediği o zalimi hayatından ve kimliğinden çıkarmak için ölesiye can atıyordu. Hani evlenmek için heyecan içinde olan insanlar olur ya aynen öyleydi içindeki bu heyecan. Acı ve kaybedişle karışık yeniden başlama isteği. Evet çok zor olacaktı, bunu o da biliyordu. Çünkü Sena azımsanmayacak kadar zengindi. Hayatından çıkarmaya çalıştığı o adamsa tam bir asalaktı. Sena 'nın enerji ve parasından besleniyordu, bundan asla vazgeçmezdi. Ona göre bu para onun da hakkıydı. Sena ise bu zenginliğini yıllarca emek verdiği yazarlığına borçluydu. Uzun yıllar süren açlık ve sefaletle dolu büyük bir mücadelenin ardından yazmış olduğu onuncu kitabında turnayı gözünden vurmuştu. Biri tutunca satmayan o toz tutmuş dokuz kitabı da deli gibi satmıştı. Hayat böyleydi işte. Seni tüketene kadar yorar. Senden emek üstüne emek, tükenmeyen bir mücadele ister. Sonra tam yorulur artık bitti dersin, yürü diye seni ardından itekler.

Yatak odasından çıkarak oldukça geniş Amerikan mutfağı olan salonuna geçmişti. Salonda modern eskitme mobilyaları ve işlemeli şık bir orta sehpası vardı. Camın hemen önündeyse deniz manzarası eşliğinde kitap okumaktan keyif aldığı iki berjer. Berjerlerden izlenen manzaraysa İstanbul Boğazı'nın o bakire güzelliği. Ama tüm bunlar onun umudunda bile değildi. Yıllar önce izlemekten vazgeçtiği için bir televizyonu bile yoktu. Ona göre bu alet kafa şişirmekten başka bir işe yaramıyordu. Hayatındaki tüm seçimleri o yapacaktı, onun adına seçilmiş ve içi salakça şeylerle doldurulmuş kanallar değil.

Camın önünde araladığı perdeden boğazı izliyordu.

"Bu deniz manzarası aşksız hiç çekilmiyor." diyerek pencereden uzaklaşarak kahve makinasına yöneldi. Yorgundu o. Kalbi, vücudu yorgundu. Belki de tiryakisi olduğu filtre kahve bu hayat yorgunluğuna da iyi gelirdi. Kim bilir?

Hep olduğu gibi kahvaltı yapmaktan vazgeçip, kahve faslına geçmişti. Hem kahvaltı da neydi? O ailesi olanlar için icat edilmiş mideleri erken saatte doldurma faslı değil miydi? Bunu düşünürken hüzünlendi. İstemsizce bir damla yaş yanaklarından süzüldü. Onun da bir ailesi olsa kahvaltının dibine vururdu. Derin bir iç çekip umarsızca moda dergilerini karıştırmaya başladı. Açtığı her sayfada ayın trendi, yılın trendi diye sergilenen saçma sapan kostümlere bakmak onu çileden çıkarıyordu. Bu gördükleri akıllı olan insanların alacakları şeyler değildi. Çok parası olup ne çılgınlık yapsam diyen umarsız ruhlar ancak bu şeyleri alırdı.

Sinirlenmiş bir halde moda dergilerinin içinde savrulurken kahve "İçime hazırım" diyen enfes kokularını bırakmıştı salona. Büyük bir hevesle gittiği kahve makinasından kendisi için kocaman bir kupa doldurmuş ve oldukça yumuşak konforlu koltuğuna gömülmüştü. Kahvesini yarıladığında elindeki dergileri bırakıp balkonun kapısını açarak oldukça geniş, deniz manzaralı terasına çıktı. Çıkarken de bir uzvu haline gelmiş olan laptop ve faresini de almıştı.

Karşısında eşsiz bir inci gibi duran İstanbul Boğazı ve Kız Kulesi'ni selamladıktan sonra hemen önünde duran ahşaptan oyma, yumuşak minderlerle donatılmış koltuklara kendini sere serpe bıraktı. Aklında bugüne dair bir plan yoktu. Spontane olacaktı yazdıkları aynen hayatındaki diğer şeyler gibi. Hem şu an için umursayacağı ne vardı ki? Yine derin bir iç çekmişti.

Açtığı Word sayfasına baktı öylece. Sadece bir nokta koydu. Eski hayatına atılan bir sondu bu nokta, sonra satır başı yaptı ve yanıp sönen imleci seyretti. Satırlar ona yeniden yazmasını söylüyordu sanki.

"Satır başı yap ve hayatını yeniden yaz."

☘️☘️☘️

☘️3.BÖLÜM☘️ GÖREVE HAZIRLANAN ÇÖKÜŞ İÇİNDEKİ KADIN

☘️ EN ÇOK DA ZEKİLER HATA YAPAR, APTALLIK PASTASINDAKİ EN BÜYÜK DİLİM ONLARINDIR ☘️

Eline aldığı kalemi nedense hep umutlarını yazıyordu. Acılara, ayrılıklara, kaybedişlere dair ne varsa sanki siliyordu. Bir ara klavyesinden duyulan tuşların sesiyle irkilip durdu. Yazdıklarına öylesine dalmıştı ki bir an kendini hikayesinin içindeymiş gibi hissetti. Tam da bu noktada durması gerektiğini biliyordu. Gerçekle gerçek dışı çizgisi asla aşılmamalıydı. Hele de onun gibi yoğun psikomatik sorunları olan biri için.

Tüm gün yazmış olduğunu havanın kararmaya yüz tuttuğunu gördüğünde anlamıştı. Bütün gün aç bir halde su bile içmeden yazmıştı. Bunu ayağa kalktığında dönen başı ve kararan gözlerinden anlıyordu. Açlık nedeniyle el ve ayakları titriyor, midesi bulanıyordu. Yoğunlaşan bulantı yüzünden lavaboya koşmak zorunda kalmıştı. Zaten boş olan midesinin ona yaptığı bu zulüm tüm gücünü çekip almıştı. Yüzünü yıkarken baktığı aynada gördüğü suratı sapsarıydı. Gözlerinin içi bilgisayara bakmaktan kızarmıştı. Gözlerindeki turkuaz rengiyse onu çok önceden terk etmişti. Bukleler halindeki açık kumral saçları ışıltısını sevgisizlikten kaybetmişti. Parıltılar saçan cildi şimdi hem bakımsızlıktan hem de mutsuzluktan pul pul dökülüyordu. Aynanın karşısındaki görüntü onu huzursuz edince daha fazla bakmamak için apar topar salona geçti.

Kendini toparlaması için acilen bir şeyler yemeliydi öyle de yaptı. Eve yemek getiren şu şirketlerden birinden yemek sipariş ederek karnını güzelce doyurmuştu. Sonra kahve makinasında zifiri renk almış sabahki kahvesini yeniden ısıttı. Tekrar bilgisayarının başına dönmeliydi. Bir ay içinde bitirmesi gereken bir kitap vardı. Sözleşme koşulları gereği gecikirse büyük bir tazminat ödeyecekti.

Kahvesini yudumlarken evin zili çalınca oturduğu koltuktan korkuyla sıçradı.

"Bu gelen de kim?" diye söylenerek isteksizce kapıya yöneldi.

Evinin gösterişli çelik kapısından arkasındaki kişiyi görmeye çalışmış ama başaramamıştı. Sanki delik bir şeyle kapatılıyordu. Bu manzara karşısında korkup birkaç adım gerileyen kadın titremeye başlamış,

"Kim o?" diyebilmişti.

Çok geçmeden duymak istemediği o ses kulağında çınlıyordu.

"Benim Emre! Bir tanecik kocan! Aç kapıyı seni özledim, bizi özledim!"

Duyduğu sesin etkisiyle korkuya kapılan Sena,

" Lanet olsun!" diyebilmişti. Bu sözler fısıltı gibi çıkmıştı.

Kapıdaki adam onun korkulu rüyasıydı. Ondan kalan izlerden biri olan kolundaki kocaman morluklarda gezdirdi ellerini. Bu kahrolası adam Sena 'dan en son üç yüz bin euroluk bir araba istemiş, o ise henüz diğer arabanın taksitlerini bitiremediğini söylemişti. Hayır'ı kabul etmeyen bu zalim adamsa banyo havlusunu ıslatıp ona vurmaya başlamıştı. Islak havlu tenine her değdiğinde etleri sanki bedeninden kopuyormuş gibi acı içinde kalan kadının çığlıklarını kimse duymamıştı. Dakikalarca devam eden bu işkence ancak bilincini kaybedince son bulmuştu. Gözlerini açabildiğinde çoktan sabah olmuş ve zalim kocası onu öldürdüğünü düşünüp kaçmıştı.

Bu adamı en son o gece görmüştü. Olayın ardından ilk fırsatta hastaneye gidip darp raporu almış ve eş zamanlı polis ve savcılıkta açtırdığı dosyalarla da uzaklaştırma kararını çıkartmıştı. Polis ve savcılık raporları hakkında kendisiyle görüşmek isteyen savcıyla yaşadığı diyaloğu da asla unutamıyordu.

Savcı olayı ondan dinlemek istemişti. O da tüm ayrıntısıyla yaşadıklarını anlatmıştı. Sessizliğini koruyan savcı şikâyet dosyasını açmış ve kocasının savcılığa getirildiğinde verdiği ifadeyi kendisine okumuştu.

"Hakkımda şikâyetçi olan kadın kendisine âşık olduğum karımdır. Dün gece olanlar onun anlattığının aksine benim yaşadığım bir saldırıdır. Dün gece öfke krizi geçiren karım bana saldırdı bende ellerini tutarak ona engel oldum. Sonra öfkesi geçsin diye onu yalnız bırakmak için evi terk edip geceyi bir otelde geçirdim. Sabah eve geldiğimde anahtarın değiştiğini gördüm. Eve giremedim, karımı aradım ama ulaşamadım. Çok geçmeden polis tarafından yakalanıp göz altına alındım. Onlara da bunları anlattım. Olay bundan ibaret. Ortada bir şiddet varsa psikolojisi bozuk olan karım bunu kendi bedenine yapmıştır. Bu ilk kez de olmuyor. Onun saldırgan ve güçsüz kimliği herkes tarafından biliniyor. Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Aksine psikolojik saldırılarıyla beni tüketen odur. Ama ne yaparsa yapsın karımı seviyorum. Ondan şikayetçi değilim. Tedavi edilmesi gerektiğinin farkındayım. Bu tedavi yatılı olacağı için şimdiye dek hiç içime sinmemişti. Ondan bu kadar uzun süre ayrı kalmak beni mahveder. Ama görünen o ki onun iyiliği için buna katlanmak zorundayım."

Dilekçede yazan bu sözleri okuyan savcı sadece susmuş ve Sena 'nın gözlerinin içine bakmıştı. Gözleri yaşlar içinde, tüm vücudu morluklarla dolu olan bu kadını bir dakika kadar izledikten sonra,

"Kızım kaç yaşındasın." diye sormuştu.

Sena hıçkırıklar içindeki boğazını yapıştırıp,

"Otuz üç efendim." diye cevap verince savcı,

"Eğitim durumun ve mesleğin nedir?" diye sormuştu.

Sena bu defa daha odaklanmış bir şekilde,

"Ekonomistim efendim. Bu dalda doktoram var. Yaklaşık on yıldır profesyonel yazarlık yapıyorum. Eserlerimin tamamı çok satan filmlerin senaryosu oldu." sözlerini tamamlayınca susmuştu.

Duyduklarının etkisiyle gülümseyen savcı,

"Sizi anlamıyorum kızım. Bu saldırıları senin gibi eğitimli kadınlar yaşıyor. Eğitimli ve güçlü kadınlar kendilerini nasıl bu hale koyar bir türlü anlamıyorum. Eğer baban olsaydım bu aptallığı nasıl yaptın, bu karaktersiz adamla nasıl evlendin diye seni döverdim." demişti.

Sena savcının psikolojik tespiti karşısında hayrete düşmüş, sözlerinin gerçekliği karşısında utanmıştı. Böylesi güçlü bir kadının bu denli acınası halde olması trajikomikti. Doğru söylüyordu baba sopası kesinlikle onu kendine getirirdi. Bir süre sonra kendini toparlayıp,

"Nasıl anladınız efendim? Benim suçsuz, eşimin suçlu olduğunu nasıl anladınız?" diyebilmişti.

Savcıysa,

"Senin yaşın kadar bu işi yapıyorum kızım. Karaktersizi gözlerinin içine baktığımda tanırım."

Sena 'nın yaşadıkları böyleydi. Uzaklaştırma kararı aldırdığı eski kocası şimdi kapısının önüne dikilmiş tüm pervasızlığıyla içeri davet edilmeyi bekliyordu. Sanırım yarım bıraktığı işi tamamlayıp sadece parasını sevdiği bu kadından sonsuza dek kurtulacaktı.

Korkuyla evin en dip köşesine gidip sığınan kadın, kapının arkasındaki adamın gitmesi için dua ederken, bir taraftan da polisi arıyordu. Dakikalarca beklediği telefonda yetkili bir kişiye ulaşamamıştı. Burada öldürülse kimsenin ruhu duymayacaktı. Çaresizlik içinde ağlıyordu. En az iki saat süren bu çile pervasız adamın sıkılıp gitmesiyle son bulmuştu.

Ortalık yatışınca Sena bu evden taşınması gerektiğine karar vermişti. Yoksa bir sonraki sefer bu kadar şanslı olmayacaktı.

Açtığı telefonda karşısına çıkan emlakçısına.

"Ayten Hanım bu saatte rahatsız ediyorum kusura bakmayın. Acilen bir eve ihtiyacım var. Gözlerden uzak ama oldukça korunaklı bir eve."

Susmuştu sadece ağlıyordu. Karşısında ona yüzlerce soru soran kadını duymuyordu bile. Söylemek istediklerini tamamlayıp telefonu kapatmıştı.

"Hemen yarın taşınacağım bir ev olsun lütfen. Bir de tüm taşınmayı organize edin. Ben evde olmayacağım anahtarı kapıcıma bırakıyorum. Yeni evimin anahtarını yarın akşam ofisinize uğrar alırım."

☘️4.BÖLÜM☘️ ÇÖKÜŞTEN KAÇIŞ AİLE SICAKLIĞINA SIĞINMA

☘️ HAYAT SEVDİĞİNE SIKICA SARILMAKTAN İBARETTİ. ASIL SORUNSA ÖYLE BİRİNİ BULABİLMEKTİ. ☘️

Yaşadığı korkulu anın etkisiyle sabahı beklemeden evi terk edecekti. Apar topar ayrılırken laptopunu, notlar halinde yazılı çalışmalarını, birkaç parça kıyafetini ve her ihtimale karşı bir miktar nakit parayı üzerine almıştı. Çıkarken kapıcıya, emlakçısına verilmek üzere evin anahtarını teslim etmişti. Şimdi kötü hatıralardan ibaret olan evine son kez bakıyordu. Artık bu gösterişli site ve semtten çekip gidebilirdi. Garajdaki Ferrari'sine bakmamıştı bile. Çevirdiği bir taksiye atlayıp soluğu tek akrabası olan kız kardeşinin yanında alacaktı.

Daimî bekardı ablası, kendisinden dört yaş büyüktü. Yaşadığı talihsiz bir evliliğin ardından kendini evine hapsetmişti. Eskiden mutlu bir evliliği vardı. Zengin ve onu çok seven iş adamı bir kocası. Üstelik hamile de kalmıştı, mutluluklarını mühürleyecekti bu bebek. Ta ki Boğaz köprüsünde yaşadıkları o talihsiz kazaya kadar. Gece yarısı saat dördü gösteriyordu, günlerden pazardı. Ankara İstikametinden İstanbul Avrupa yakasında Florya’da olan evlerine dönüyorlardı. Hız çılgını bir sürücü direksiyon hakimiyetini kaybetmiş ve onlara çarpmıştı. Sonrasıysa tamamen karanlık. Kocası ölmüş, karnındaki bebeğini de düşürmüştü. Kendisine ise kötü bir hatıra olarak kırık bir bacak ve kaburga kemikleri kalmıştı. Kocasının ablasından başka kimi kimsesi yoktu. Doğal olarak tek mirasçısı da oydu. Ablasının maddi bir derdi yoktu ona sadece çocuğu ve kocasının yasını tutmak kalmıştı. O da iki yıldır sadece bu yasla yaşıyor, evine güneş dışında hiçbir şeyin girip çıkmasına izin vermiyordu. Şimdi kapısında durduğu bu dubleks bina ablasının acı dolu aşk yuvasıydı.

Savrulduğu düşünceler içindeyken çalmıştı kapıyı. Şimdi en az kendisi kadar yıkık bir kadın duruyordu karşısında. Siyaha çalan saçları rüzgârın etkisiyle savruluyordu, yakamoz yeşili gözleri karşısındaki kardeşini görünce az da olsa ışıldamıştı. İkisinin de boyu neredeyse aynıydı. 165 santim boyunda iki güzel, yorgun ve yıkık kadın kapının önünde uzunca bir süre kucaklaştı.

"Nasılsın abla!" diyebilmiş, ablası Zuhal ise,

"Seni gördüm şimdi daha iyiyim bir tanem." demişti.

Misafir eve kabul görmüş, evin tüm görkemi ve güzelliğine rağmen en küçük balkonunda oturmayı seçmişlerdi. İkisi de yere attıkları minderlerin üstüne oturup bağdaş kurmuştu. Stresli anlarına iyi gelen ay çekirdeklerinden kocaman iki paketi açıp çitlemeye başlamışlardı.

Teklif her zamanki gibi Sena 'den gelmişti,

"Çekirdek çitleyelim mi abla?"

Sohbetleri o balkonda sabaha kadar sürmüştü. İkisi de birbirine acılarını anlatmıştı. Sırayla ağladılar. Sonra bir nokta geldi ikisi de ağlamaktan gülme krizine tutuldu, trajikomik hayatlarına gülüyorlardı. Sohbetin etkisiyle saatine çok sonra bakan Zuhal,

"Bir tanem çok geç olmuş, biraz uyumalısın." demişti.

Ablası haklıydı. Sena 'nın yarın yapacak bir sürü işi vardı. Apartmanın güvenlik kamerası görüntülerine kocasından önce ulaşmış o görüntülerin yedeğini kocası silmeden önce almıştı. Yarın ilk iş o görüntüleri güvenlik birimlerine teslim edecekti. Mümkünse geri zekalı kocasına yakalama kararı çıkarttıracaktı. Ardından yeni evi için her ihtimale karşı yedek güvenlik sistemi alacaktı. Sonraysa evi için sağlam bir alışveriş yapacaktı. Çünkü uzunca bir süre dışarıya çıkmayı düşünmüyordu. En azından elindeki kitap taslağını tamamlayana kadar. Yarın her şeyi buna göre ayarlamalıydı.

Ablasının gösterdiği odaya geçip onun şefkatli bir anne edasıyla üzerini örtmesine izin vermişti. Alnından aldığı öpücükten sonra ablası odadan sessizce ayrıldı. Sena ise ailesinin yanında olmanın verdiği güvenle derin bir uykuya daldı.

Bütün gece kocası girmişti rüyasına. Rüyada ablasının evini elinde Kalaşnikof bir silahla basmıştı. Ablasını tarayarak öldürmüştü. Yere yığılan ablasına sarılıyor elleri kanlar içinde katil kocasına durmasını söylüyordu. Ona aldırmayan adam onu tabancasının dipçiğiyle dövmeye başlamıştı.

Büyük bir korkuyla sıçramıştı yatağından. Rüyanın etkisiyle sırılsıklam olmuştu. Korkudan hala titreyen vücudunu ovaladı. Gözleri yaşadığı gerginlik nedeniyle kocaman açılmıştı. Kalbi sanki boğazında atıyordu. Saatin on olduğunu fark edince hemen yataktan çıkıp banyoya geçti. Üzerindeki kıyafetleri çıkarıp duşa girdi. Aylardan Eylül'dü hava çok soğuk değildi ama o hem bedensel hem de ruhsal olarak üşüyordu. Oldukça sıcak olan suyun altında bütün vücudunu ısıtmıştı. Kaslarındaki gerginlik ve vücudundaki anlamsız seğirmeler bitmiş nihayet kendine gelmişti.

Banyonun ardından evin merdivenlerinden alt kata indi. Ablası nerede çok iyi biliyordu. Kesinlikle mutfaktaydı ve ufak kardeşi için gözleme yapıyordu. Hem de patatesli gözleme, en sevdiğinden. Ablasının öpücüklü karşılaması bu defa onu rahatsız etmiyordu. Eskiden olsa deliye döner onu iterdi. Ama şimdi bir kartal sarılmasıyla kucaklıyordu ablasını. Şaşkına dönen Zuhal,

"Hayırdır kardeşim, şimdi beni itmen gerekmiyor muydu?"

Bu sözün üzerine ikisi de hüsranla karışık bir gülümsemeyle sıkıca sarıldılar. Hayat sadece sevdiğin birine sıkıca sarılabilmekten ibaretti.

☘️☘️☘️

☘️5.BÖLÜM☘️ AÇILACAK BOYUTSAL KAPININ ÇITIRTILARI DUYULUYOR

☘️ GECENİN KARANLIĞINDA ÇITIRTIDAN BİLE KORKAR İNSAN, ASLINDA EN ÇOK KENDİNDEN VE DİĞER İNSANLARDAN KORKMASI GEREKİRKEN. ☘️

Sena yeni hayatına adım attığı bugün de kendini oldukça karışık ve yorgun hissediyordu. Bütün gün süren alışveriş, evi için aldığı güvenlik sistemi ve avukatıyla yaptığı görüşme onu çok yormuştu. Görüşmeler neticesinde beraberce polis ve savcılığa giderek gerekli başvuruları yapmışlardı. Sonuç olarak eşi hakkında şikâyet oluşturulmuş ve ifadesi alınmak üzere karakola getirileceğini, sunulan deliller kamera kayıtlarının inceleneceği suç durumunun tespiti halinde onun göz altına alınacağını söylenmişti.

Gün içinde emlakçısı da onu aramış tam da ona uygun bir ev bulduğunu, hazırlıkların istediği gibi gittiğini söylemişti. Dediğine göre sıra eşyaların taşınıp yerleşmesine gelmişti. Bu işlem için de birkaç saat onun için yeterliydi. Akşam sekiz sularında ona uğrayıp anahtarını, tapu ve benzeri satış evraklarını alabileceğini söylüyordu. Bugün için her şey tam da istediği gibi gidiyordu. Bu duruma şükretmeli miydi yoksa bundan korkmalı mıydı bilmiyordu.

Ablasını aramış olanları anlatmıştı. Bugün ne ablasının evine gidecek vakti vardı ne de ablası onun evine gelecekti. Durumu izah edip yoğun dönemini atlatınca dün akşamı tekrarlamak istediği söyledi. Ablası da evinin onun da evi olduğunu, teklife gerek olmadan çat kapı gelebileceğini söylemişti. Başlangıç yaptığı yeni hayatında ve evinde mutlu olmasını diliyordu. İnsanlara güvenmeyi bir kenara bırakmasını ve akıllı olmasını sıkı sıkı tembihlemişti

Her işini bitirdiğinde akşam yedi sularıydı. Zamanlama daha mükemmel olamazdı. Oldukça yakın bir mesafede olan emlakçısının ofisine bir taksiye atlayarak ulaşmıştı. Kapısından girdiği bu emlak ofisi onu garip bir şekilde heyecanlandırıyordu. Aynen evlilik aşamasında şu an terk etmeye çalıştığı eski evini satın aldığı günkü gibi hissediyordu. Duygulanan kadın gözlerinden istemsizce akan yaşı parmak uçlarını değdirerek almıştı. Yaşın yayılıp yanaklarını ıslatıp onu ele vermesini istemiyordu.

Şimdi tam karşısında duran oldukça kilolu Ayten hanımın ona acıyarak bakan bakışlarına ancak dik bir duruşla katlanabilirdi. Bu kadın onun ağladığını görürse sanki haddiymiş gibi bir saat teselli sözleri sıralayacaktı. Oldukça gergin bir ifadesi olan kızıl saçlı bu kadın, sınırlarını bilmeyen, bilse bile aşmayı seven biriydi. Ne var ki işini çok iyi, eksiksiz ve hızlı yapmakta oldukça mahirdi. Bu sebepler zinciri olmasa kesinlikle ona selam bile vermezdi.

Ofisteki tek kişilik oldukça yumuşak bir koltuğa gömülerek oturmuştu. Kendisine sarılmaya çalışan kadınının sadece ellerini sıkmakla yetindi. Zaten hayatı yeterince zordu, her önüne gelene bu konuda bilgi vermeyecekti. En yakından gelenler hariç tüm nasihatlere kapalıydı.

"Ayten Hanım işim çok acil, kaybedecek vaktim yok. O nedenle evrakları hemen teslim alayım ve beni evime götürün." demişti.

Kadın prim bulamayacağını anlayınca tüm evrakları ve "Paramı ödemeyi unutma!" dercesine emlak komisyon faturasını uzatmıştı. Durumu fark eden Sena istemsizce gülümsedi. Devir menfaat devriydi. Ayten hanım prensip olarak parasını alınca işini teslim ederdi. Öyle de oldu. Sena çantasındaki nakitten komisyon bedelini ödemiş makbuzunu da talep etmişti. Hayat ona kimseye güvenmemesi gerektiğini acı tecrübelerle öğretmişti. Sonunda emlakçısına ait oldukça şık bir Jeep ile yeni evine gidiyordu.

İçi kıpır kıpırdı, bu evde sanki anlam veremediği bir mutluluk onu bekliyordu. Hiç böyle hissetmemişti. Altı ucu bir evdi işte. Gözlerden uzak, küçük dubleks bir ev.

"Pembe panjurları da var mı acaba?" Diyerek gülümsedi.

Gittikleri yol ona çok uzun gelmişti, bir an önce evinde olsun istiyordu. İlk iş güzel bir duş alacak, ardından hiçbir şeye bakmadan uyuyacaktı. Evini incelemek ertesi günün işiydi. Şimdi tek istediği yeni bir başlangıcın kucağına kendisini teslim etmekti. Düşünceler içindeyken,

"Evim evim güzel evim. İşte geldik." diyen kadının sesi çınladı kulaklarında,

Oldukça az sayıda olan evlerin sere serpe olduğu, ormanlık, şehirden uzak bir yerdi burası. Bu arazideki evlerin sahipleri oldukça varlıklı insanlardı. Kafa dinlemek için burayı tercih etmişlerdi. Ama bu özel arazi istinat duvarları ve profesyonel güvenlik şirketiyle korunuyordu. Güven içinde kaybolmak ve insanlardan kaçmanın diğer adıydı burası.

İndiği arabadan evine bakıyordu. Burası ahşap Amerikan tarzı bir evdi. Girişte güzel geniş bir terası ve sallanan koltuğu, hemen yan tarafta ise arabası için küçük bir garaj vardı. Ev yaklaşık iki yüz elli metre kare kadardı. Dublesin üst katıysa yüz elli metre kare kadar olmalıydı. Kalan fark evin üst katına teras olarak eklenmişti. Fransız balkon tarzına eklenen geniş teras anlamsız da gözükse hoşuna gitmişti. Evin terasından bakıldığında hemen arkadaki ormanın eşsiz manzarası görülüyordu. Daha ne isteyebilirdi ki.

Birkaç basamakla ulaştığı evin kapısı ahşap evin aksine sağlam çelikten yapılma modern bir kapıydı. Emlakçısından aldığı anahtarla evin içine ilk adımını atmıştı. Onu ilk karşılayansa oldukça geniş bir salondu ve onun genişliğine eşlik eden duvardan duvara bir kütüphane. Ve hepsinden daha da güzeli bu kütüphanenin oldukça eski bir sürü kitapla dolu olmasıydı.

İçi mutlulukla dolan Sena istemsizce emlakçısına sarılmıştı.

"Bunu nasıl başardın? Sana minnettarım. Bu kadarını hayal bile edemezdim. Kabul edelim ki bu sefer sen de kendini aşmışsın."

Bir sürü sözle cevap vermişti kadın. Sena bir noktadan sonra yorularak dinlemeyi bırakmıştı.

Evi yaşlı bir adamdan almıştı. Mucize gibi bir alışveriş olmuştu. Adamın dediğine göre Sena 'nın bu eve ondan daha çok ihtiyacı vardı. O nedenle evi bazı eşyalar ve tüm kütüphanesiyle birlikte ona satmıştı. Ama istediği ücret hiç de az değildi. Yaşlı adama göre bu ev ederinden ve göründüğünden çok daha değerliydi. Satın alan kişi içinde yaşadığı zaman bunu görecek ve ona hayret edecekti. Çünkü bu ev bu kadar ucuza satılmazdı. Hikâyeyi daha uzun uzun anlatmaya niyetli olan kadını teşekkürleri eşliğinde kibarca yolcu eden Sena sonunda eviyle baş başa kalmıştı.

Derin bir nefes çekerek burada huzur bulmayı dileyerek evine merhaba dedi. Sonra planına sadık kalarak oldukça modern tasarımı olan banyosunda sıcacık bir duş almış ardındansa yine aynı modernlikteki yatak odasına girerek bedenini oldukça konforlu yatağına teslim etmişti. Çok geçmeden derin rüyalara teslim oluyordu.

Rüyasında yine kocasını görmüştü. Yeni evini bulmayı başarmış ve kapısına dayanmıştı. Eline aldığı beysbol sopasını sallıyor onu öldürmekle tehdit ediyordu. Titreyen kadın evin bir köşesine sinmiş ağlıyordu. Dışardaki adamsa evin camlarını kırmaya çalışıyor küfürler eşiğinde tehdidine devam ediyordu. Tam cam kırılıp korkudan sıçradığı bir anda biri ona arkadan sarılmıştı.

"Merak etme ben varım artık. O sana hiçbir şey yapamaz."

Kendini saran kollardan önce korkmuş olsa da, sesin sahibine istemsizce teslim olmuştu. Sonraysa karılan camdan evin içine dalan kocası girmişti sahneye. Sopasını kaldırarak üzerine doğru yürüyordu.

Korku içinde sıçrayarak uyandığı yatağında gördüklerini anlamaya çalışıyordu. Saldıran koca objesi içinde bulunduğu şartlara bakılınca psikosomatik bir tepkiydi. Peki ya onu sarıp sarmalayarak koruması altına alan o ipek sesli erkek kimdi? Neydi gördüğü bu rüya anlam veremiyordu. Olanları algılamaya çalıştığı bir anda evin alt katından çıtırtılar duyulunca iyice korktu. Kafasına kadar çektiği battaniyesinin altına gömülerek kaybolmak istiyordu. Nefes sayısını azaltırsa belki de gelen onu görmeyecek, görse bile tehdit olmadığını düşünüp es geçecekti. Şu an için yapacağı en iyi şey buydu. Henüz güvenliğin telefonu yoktu onda ve satın aldığı güvenlik sistemi de aktif edilmemişti. Bu sessiz ortamda birini arayıp yardım istemekse "Ben buradayım." demenin en aptalca şekliydi.

Ne kadar çok korksa da gömüldüğü yatağında gözlerini kapamaya çalıştı. Belki de çıtırtıların sahibi hayatındaki diğer insanlar kadar zalim değildi.

☘️☘️☘️

Bölümler