MyStoryBölüm 4 / 14

Bölüm 4 / 14

Hükmün Bedeli

Zelal, babasını ayakta görünce olduğu yerde donup kaldı. Annesinin telefonda söylediği o korkunç sözler yeniden kulaklarında yankılandı.

“Babanın durumu ağır… Hemen Mardin’e gel.”

Bir an ne düşüneceğini bilemedi. Yol boyunca zihninden çıkmayan ölüm korkusu, karşısında ayakta duran babasını görünce yerini şaşkınlığa bıraktı. Sonra kendini tutamayarak koştu ve babasına sarıldı.

— Babam… Beni affet. Yol boyunca öleceksin diye içim içimi yedi. Bir daha seni göremeyeceğim sandım.

Ferhat Erbey, kızının kolları arasında taş kesilmiş gibi duruyordu. Kollarını kaldırıp ona sarılmadı. Ne saçını okşadı ne de teselli edecek tek kelime söyledi. Sadece sert bakışlarını uzaklara dikmiş, sessizce bekliyordu. Yıllar, sevgisini göstermeyi ona unutturmuş gibiydi.

Zelal derin bir nefes aldı. İçini kemiren korku bir anlığına dindi. Babası hayattaydı. O an için bütün kırgınlıkların önüne geçen tek gerçek buydu.

Ardından annesine döndü.

— Canım annem… Seni öyle özledim ki…

Efnan kızına sarıldığı anda gözyaşlarına hâkim olamadı. Titreyen elleriyle kızının saçlarını okşuyor, hıçkırıklarını içine gömmeye çalışıyordu. Sanki tek bir sarılışla söyleyemediği her şey için kızından af diliyordu.

Kısa süre sonra herkes yerine oturdu. Az önceki sıcak kavuşmanın yerini ağır bir sessizlik aldı. Zelal’in yüzündeki tebessüm yavaş yavaş kayboldu. Evde boğucu bir hava vardı. Kimse konuşmuyor, hiç kimse onun gözlerinin içine bakmıyordu.

İçini açıklayamadığı kötü bir his kapladı. Bakışlarını annesine çevirdi.

— Anne… Madem babam iyi, beni neden böyle apar topar çağırdın? Bana neden yalan söyledin?

Sözleri odanın içinde yankılandı.

Ama cevap veren olmadı.

Efnan başını öne eğdi. Gözyaşları usulca yanaklarından süzülüyordu.

Zelal bu kez odadakilere baktı.

— Bir şey oldu… Ne oluyor?

Bakışları telaşla odanın içinde dolaştı. Sonra bir anda durdu.

— Merdan nerede?

Yine cevap veren olmadı.

Ferhat Erbey gözlerini kapattı. Çenesindeki kaslar gerildi. Omuzlarına çöken yük, onu her zamankinden daha yaşlı gösteriyordu. Yavaşça kızına baktı.

Konuşmak istiyordu.

Ama biliyordu…

Ağzından çıkacak her kelime, kızını kendi elleriyle acı dolu bir kadere mahkûm edecekti.

Gözlerini kapattığı anda iki gün önce yaşananlar zihninde yeniden canlandı.

İki Gün Önce

Gaffur Efendi, Karahan Konağı’ndan aldığı emirle doğruca Ferhat Erbey’in evine geldi. İçeri girer girmez Ferhat ayağa kalktı.

— Hoş geldin, Gaffur Efendi.

Gaffur Efendi selamı aldı. Yüzündeki ciddi ifade değişmedi.

— Celal Ağa’nın selamı var.

Bu tek cümle bile odanın havasını değiştirmeye yetmişti. Ferhat sessizce bekledi.

Gaffur Efendi tok ve kararlı bir sesle devam etti:

— Celal Ağa’nın hükmü budur. Borçların kapanacak. Oğlun Merdan da kurtulacak.

Ferhat’ın kaşları çatıldı.

— Nasıl?

Gaffur Efendi gözlerini ondan ayırmadı.

— Bunun bir bedeli var.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Kızın Zelal…

Gaffur Efendi bir an durdu.

— Azad Karahan’a gelin gelecek.

Ferhat’ın nefesi kesildi.

— Benim kızım…

Sesi ilk kez bu kadar güçsüz çıkmıştı.

— Muğla’da okuyor. Bu topraklardan kurtulmak için yıllarca savaştı. Dönmez.

Gaffur Efendi’nin yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

— Sen de bilirsin, Ferhat Erbey. Celal Ağa hükmünü verdi mi geri dönüş olmaz. Bu bir istek değildir.

Kısa bir an durduktan sonra son sözünü söyledi:

— Kızın dönecek. Onu Mardin’e getireceksin.

Arkasına bile bakmadan çıktı.

Kapı kapanınca evin içine ağır bir sessizlik çöktü. Ferhat uzun süre kıpırdamadı. Yumruklarını öyle sıkmıştı ki parmaklarının boğumları bembeyaz kesilmişti.

Ömrü boyunca kimsenin önünde eğilmemişti.

Ama ilk kez çaresizliğin dizlerini nasıl titrettiğini hissediyordu.

Cebinden sigara paketini çıkardı. Titreyen parmaklarıyla bir sigara yaktı ve derin bir nefes çekti. Bir yanında oğlu vardı… Diğer yanında kızı…

O an anladı.

Bir evladını kurtarmanın bedeli, diğerini göz göre göre ateşe göndermekti.

Efnan titreyen sesiyle sessizliği bozdu.

— Bey… Yapma.

Ferhat başını kaldırdı.

— Benim kızım yıllarca bunun için mücadele etti.

Efnan’ın sesi titriyordu.

— Okudu. Hayatını kurdu. Bu toprakların baskısından kurtuldu. Onu yeniden o ateşin içine atma.

Ferhat gözlerini açtı. Yüzündeki sert ifade ilk kez çatladı.

— Bunu istediğimi mi sanıyorsun, Efnan?

Sesi yorgundu.

— Ama elimde başka yol yok. Borçlarımız kapanacak. Merdan da kurtulacak.

Bir an sustu. Sonra sesi daha da kısıldı.

— Bir oğlumu ölüme bırakamam…

Başını önüne eğdi.

— Ama kızımı da kendi ellerimle bu kadere göndermeye yüreğim dayanmıyor.

Uzun süre tek kelime etmeden oturdular. Defalarca çıkış yolu aradılar. Borçları nasıl kapatabileceklerini, Merdan’ı nasıl kurtarabileceklerini düşündüler. Zelal’i bu işin dışında bırakmanın bir yolunu aradılar.

Ama Celal Ağa’nın hükmünün karşısında hiçbir çare bulamadılar.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Efnan derin bir nefes alıp telefonunu eline aldı. Parmakları titriyordu. Kızının numarasını buldu ve uzun süre ekrana baktı.

Aramak istemiyordu.

Ama başka çareleri de kalmamıştı.

Telefon birkaç kez çaldı.

— Anne…

Zelal’in sesini duyar duymaz Efnan gözlerini sımsıkı kapattı. Boğazına bir düğüm oturdu.

Ömründe ilk kez kızına yalan söyleyecekti.

— Zelal…

Sesi titredi.

— Babanın durumu çok ağır.

Bir an nefesini tuttu.

— Hemen Mardin’e gel.

Uygulamada reklamsız oku