MyStoryBölüm 5 / 34

Bölüm 5 / 34

5

Mizgin çoktan uyumuştu. Gülay onu yatırmıştı. Küçük bedeni yatağın ortasında, yorganın altında, sarı ayıcığı yanında yatıyordu. Karanlıkta yanına oturdum. Elimi saçlarına koydum. Düzenli nefesi, bu evde işittiğim tek huzurlu sesti.

Bu çocuğu bırakmak, kalbimi sökmek gibi bir şeydi. Haydar Ağa bunu biliyordu. Onun için söylemişti. Gidebilirdim. Kapı açıktı, demişti. Ama kapının ardında ne vardı? Köyde evim yoktu. Annem yoktu. Anneannem iki yıl önce ölmüştü, bunu da haberini aldığımda Nigar Hanım'ın "Taziyeye gitmeye gerek yok, yol uzak," demesiyle öğrenmiştim. Param yoktu. Okuma yazmam çocuk yazısı kadardı. Sesim yoktu. Ve her şeyden önemlisi, kızım yoktu orada.

Ama gidememenin tek sebebi bu değildi. Bunu kendime söylemeye utanıyordum, ama yatağın kenarında sessizce otururken, karanlıkta kimse görmezken söyledim: Ben o adamı seviyordum.

Hâlâ.

Beni hiç sevmeyen, hiç sahiplenmeyen, beni merdivenin basamakları kadar sayan o adamı seviyordum. Altı yıl boyunca bir tek sıcak bakış beklemiş, bir tek yumuşak kelimeyi dilimin ucunda taşımıştım. Bir gün, bir sabah, birlikte kahve içeceğimizi hayal etmiştim. Mizgin'in saç örgüsünü birlikte yapacağımızı. Bir akşam bahçede yan yana oturup hiçbir şey konuşmadan dağa bakacağımızı. Bu hayaller tek bir cümleyle, "Konuşacak bir şey yok" cümlesiyle, kum gibi dağılmıştı.

Ama sevgi, bu hayatta hiç öğrenemediğim bir ders gibi, sevmeyi de bırakmamaya çalışmayı öğretmişti bana.

Gözlerimden bir damla düştü. Sessizce. Yastığın kenarına. Sonra bir tane daha.

Kapı, ince bir gıcırtıyla açıldı.

Başımı çevirdim. Koridorun loş ışığında, uzun bir gölge duruyordu. Atahan.

Hiçbir şey söylemedi. Elini kapı pervazına koymuştu. Yüzünü karanlık yutuyordu, ama omuzlarındaki yorgunluğu görebiliyordum. Gözleri, yatakta uyuyan Mizgin'e takıldı. Sonra bana.

Uzun bir süre, hiç kıpırdamadan durduk. Altı yıl boyunca birbirine yaklaşmamış iki insan, tek bir kapı eşiğinin iki yanında. Onun ağzı hafifçe aralandı, bir şey söyleyecek gibi oldu. Bir kelime, iki kelime. Belki adımı.

Ben ayağa kalktım. Ellerimi ona doğru kaldırdım, parmaklarım havada duraksadı. Ne söyleyecektim? *Neden?* mi? *Ben?* mi? *Beni hiç sevmedin mi?* mi? Hepsini söylemek istiyordum ama ellerim, bu evde ilk kez, beni dinlemedi.

Atahan'ın gözleri ellerimin üstünde kaldı. İşaret dilini bilmiyordu. Bunu o an, bütün acısıyla anladım. Altı yıldır kızı ile aynı evde yaşıyor, ama kızının annesiyle konuşmak için tek bir kelimesini bile öğrenmemişti.

"Helin," dedi sonunda. Çok alçak, kısık, yarım bir sesle.

Kalbim bir an için durdu.

"Ben…" dedi. Dudakları kıpırdadı, cümle boğazında takıldı. Başını hafifçe iki yana salladı, sanki içindeki bir şeyle kavga ediyordu. Elini yüzünde gezdirdi. Sonra, çok kısa bir an, gözleri benimkilerle gerçekten buluştu. O gözlerde ne vardı, hâlâ bilmiyorum. Ama bir şey vardı.

Sonra kapıyı yavaşça kapattı.

Ayak sesleri koridorda uzaklaştı. On dokuz basamak. Saydım. Hepsini.

Ben yerimde kaldım. Ellerim hâlâ havadaydı. Yavaşça indirdim. Karnımın üstüne koydum, sanki oradan bir şey daha duyabilirmişim gibi. Sonra yatağın kenarına oturdum.

Mizgin kıpırdandı. Uykusunda döndü, yarı gözlerini açtı, beni gördü. "Anne," dedi, uyku sersemi bir mırıltıyla. Parmakları yorganın üstünde zayıfça kıpırdadı. *Baba mı geldi?*

Yanına uzandım. Onu kollarıma aldım. Elimi yavaşça kaldırdım, karanlıkta, onun gözlerinin önünde: *Evet. Geldi. Ama gitti.*

*Kızdı mı?* diye sordu parmaklarıyla.

*Hayır,* dedim. *Sadece yoruldu.*

*Biz gidecek miyiz?*

Soru, karanlığın içinde asılı kaldı. Beş yaşında bir çocuğun elleri, bir yetişkinin en ağır sorusunu sormuştu. Gözlerimi kapattım. Kızımın saçlarının kokusunu içime çektim. Sonra gözlerimi açıp ellerimi, yavaşça, ama kararlı bir şekilde yeniden kaldırdım.

*Hayır, kuzum,* dedim. *Biz kalacağız.*

Mizgin gülümsedi, uyku yeniden onu aldı.

Ben ise tavandaki çatlağa baktım, kuş şekline benzeyen o çatlağa. Dışarıda rüzgâr, cevizin son yapraklarını koparıyordu. Konağın bir yerinde, ikinci katta, bir kapı sertçe kapandı. Bir kadının hayatı, bir sabah daha o evin duvarlarında yankılanmaya başlamıştı.

Ve ben, hiç ses çıkarmadan, ilk kez içimden yemin ettim: Bu evde ne olursa olsun, kızımın elini bırakmayacaktım.

Hiç.

Uygulamada reklamsız oku